Müzik

2017 Yılının Favori 20 Müzik Albümü

Dünya kendi ekseni etrafındaki dönüşünü tamamlamak için gün sayadursun, biz geçtiğimiz yılın en iyi albümlerine bakalım.

Bu yıl heyecanla beklediklerimizin yanı sıra Kraftwerk gibi sürpriz geri dönüşler, Harry Styles örneğinde olduğu gibi beklenmedik iddialı çıkış albümleri ve sessiz sedasız listeleri zorlayan kayıtlar dinledik. Farklı türde, farklı enstrümanlar ve prodüksiyonlarla karşımıza çıkan tüm albümlerin tek bir ortak yanı var. İhanet, korku, umut, öfke ya da özlem… Bu albümlerin hepsi tek bir amaca hizmet ediyor; hissettiği ya da söylemek istediği ne ise, hepsini müziğe çevirip kendini ifade edebilmek. Tabii ki hepsi kendi tarzı ve vizyonuyla…

O zaman işte 2017’nin en iyi albümleri…

20 – Kelela – Take Me Apart

Take Me Apart, Kelela’nın 2014’te Soundcloud’da yayınladığı mixtape’inin ardından heyecanla beklenen ilk albümü. Arca, The xx’ten Romy Madley Croft ve Kingdom gibi isimlerle çalışan Kelela eğitimini aldığı soul ve caz vokalini kulüp müziğinin soyut agresif beat’leriyle birleştirerek ortaya kendi içinde tutarlı ama bir o kadar farklı bir r&b tarzı sunuyor. Kelala kendi aşk ve romantizmini kendi r&b tarzında yaşıyor İlişkideki iki kişiyi de sevgi çatısında toplayarak yalnız olmanın cinsel heves ve cazibesiyle; hayatına yeni bir insan almaya karşı duyulan korku ve kaybetme kaygısını müziğiyle aktarmayı başarıyor.

 

19 – ST. Vincent – Masseduction

Annie Clark aka St. Vincent’ın müziği de tarzı da değişmeye devam ediyor. St. Vincent kariyerinin 5. , yeni benliğininse ikinci albümü olan Masseduction, Clark’ın en doğru kararı gibi görünüyor. 2015’te Grammy kazanmasının ardından bir dönem Cara Delevingne ve Kristen Stevart ile yaşadığı ilişkilerle medyanın ilgi odağı olan Clark, ayrılık ve paparazzi gibi dezavantajları şarkılarına ustaca aktararak avantaja çeviriyor(bkz: new york new york). Ayrılıkların sebep olabileceği yıkımları, terk edilmeler ve terk etmeleri sarkastik bir şekilde anlatan St Vincent, biriktirdiği laflarını yine aynı incelik ve titizlikte  söylüyor.

 

18- Kllo – Blackwater

Melbourne’lü elektro-pop ikilisi Kllo’nun ilk albümü Blackwater uzaktan gelen güzel yemek kokusu gibi. Koku güzel ama yanıltıcı olabileceğini biliyorsun. Aynı zamanda kuzen olan genç ikili gece kulübünün tempo ve enerjisini, yatak odasının samimiyet ve romantizmiyle birleştiriyor. Basit bir denklemde Chloe Kaul’un, dingin, samimi ve sepya tonlarındaki sesi, Simon Lam’in elektro-pop ritimleriyle, bir de mistik bir havada birleşince ortaya Blackwater çıkıyor. Diğer yandan benzer milyon tane şarkının dibi boyladığı koca havuzda flamingo yatağının üzerinde güneş gözlüğüyle keyif  yapıyor gibi duran Dissolve ve Downfall şarkıları puslu bir rüyadan uyanma hissi veriyor. Henüz çok amatör gibi duran Kllo, gelecek için umut vadediyor. Dikkat bu çocuklar değerlenir.

 

17- Lana Del Rey – Lust For Life

Y kuşağının melankoli temsili Lana Del Rey ne kadar popüler olsa da bir şekilde o alternatif çizgisinden çıkmadan kariyerini sürdürmeye devam ediyor. Bu sefer albümde kalp kırıklıkları ve duygusal travmalar değil, Miss Universe adayı gibi barış, adalet ve sevgi çağrısı var. Öyle ya da böyle Lust For Life ile bir kez daha Lana Del Rey’in Mustang’ine biniyoruz ve West Coast boyunca devam ediyoruz. Yolculukta sürpriz konuklar ve duraklar var. The Weeknd’in yanı sıra, ASAP Rocky ile kaydedilen iki şarkı yolculuğun en keyifli sürprizlerin.

 

16- Vince Staples – Big Fish Theory

Müzik türleri değişiyor, ana türler farklı alt tarzlarını yaratıyor. Rock’ta net bir şekilde gördüğümüz çeşitlilik özellikle yıllarda hip hop ve rap ‘te de kendini gösteriyor. Genç sanatçılar farklı kombinasyonlar deneyerek farklı soundlar yaratıyor. Bu isimlerden bir tanesi Vince Staples. 24 yaşındaki genç sanatçı gangsta rap’in çıkış yeri Compton doğumlu. Fakat müziği biraz daha farklı. İkinci albümü Big Fish Theory bir hip hop albümü olsa da avant garde, house ve Detroit techno gibi dans müzik altyapıların üstüne inşa edilmiş. Deneysel bir kayıt yapmak isteyen Staples albümde ırkçılık, politika, şöhret, intihar veya başarı gibi güncel toplumsal konuları bir troll edasıyla zekice kaleme alıyor. Kendrick Lamar’ın yanı sıra Flume, Sophie, Jimmy Edgar gibi farklı tarzlardaki elektronik müzik prodüktörleri ile kaydedilen albüm eşine çok rastlayamadığımız farklı bir soundun haberini veriyor. Meraklılarına, genç, alternatif bir hip hop…

 

15- Kaleida – Tear The Roots

İngiliz elektro pop duo Kaleida ‘nın şarkıları için en doğru tanım “Soğuk ve gotik” olabilir. İnternette tanışarak bir araya gelen ve müzik yapan iki kız arkadaştan Christina’nın büyüleyici bir vokali var. Fakat şarkılar ilerledikçe sesi robotik bir hal alıyor. Bir noktadan sonra ruhsuz ya da fazla ruhlu geliyor belki de… Fakat Cicily ‘in keyboard’u kullanmakta ustalığı ve prodüksiyon yetenekleri şarkıların ruhunu yansıtmayı başarıyor. Tear The Roots kesinlikle prodüksiyonuyla öne çıkan bir albüm. Minimalist, depresif ama arada yükseltmeyi ihmal etmiyor.

 

14- Big Thief – Capacity

Big Thief, Brooklyn’de bir araya gelen 4 kişilik folk rock gurubu. Grubun gitarist ve vokal görevini üstlenen Adrienne Lenker’ın sesi en vahşi hayvanı bile sakinleştirecek türden. Grubun ikinci albümü olan Capacity’i Lenker’in iç dünyasına giden bilet gibi düşünün veya sesli bir kitap. Şarkıların duygu ve enerjisi pozitif. Çoğunlukla aile ilişkileri, gençlik travmaları ve kaygınlarla dolu bir zihne sahip olmasına rağmen bunları yorumlama şekli ve çıkan mesajlar çok pozitif bir zıtlık sağlıyor.

 

13- The National – Sleep Well Beast

Sleep Well Beast bugüne kadar duyduğumuz en endişeli The National olabilir. Fakat bir o kadar ağır başlı, dingin ve cool.  Bir adam ölümün ışığında aşkın ve birlikteliğin gücünü sorguluyor, bu uğurda yıllarca biriktirdiği artı ve eksilerini tartıya koyuyor. Matt Beringer’in orta yaş kaygıları hüzünle karışık yüzümüze vuruyor. The National, aşklarının yol açtığı travmalar, nasıl üstesinden gelindiği ve sürekli ensendeki kaybetme korkusunu olabilecek en maskülen şekilde çok güzel tasvir ediyor. Sleep Well Beast tıpkı görkemli bir lanet gibi. Korkutucu ama merak uyandırıcı.

 

12- LCD Soundsystem

6 yıllık ayrılığın ardından yeniden bir araya gelen LCD Soundsystem, American Dream ile bir kez daha boğaz düğümleten rock şarkıların ardından gelen, up beat, synth-pop şarkılarla “rock müzikle dans”  konseptinin en iyisi olduğunu gösteriyor. American Dream “Eskisi gibi olabilir mi?”  sorusunu yerle bir etmekle beraber bu yıl, En İyi Alternatif Albüm ve Yılın Dans Müziği Kaydı dallarında aldığı Grammy adaylıklarıyla çıtayı bir tık daha yükseltiyor.

 

11- The xx – I See You

Çok sevdiğin diziye başlayacak arkadaşının yerinde olmak istersin ya, The xx de o hissin müzik ayağı işte. Şarkı ve albümler kısa hikayelerin, ‘bir dönem’ lerin çok iyi birer temsili gibi. Bu döneminde The xx soundu biraz daha huzuru bulmuş gibi görünüyor. Jamie xx etkisi grubun kronik mutsuz ve hüzünlü kabuğunu kırmış. Albümde yüksek enerjili şarkılar var ve gerçekten güzeller. Fark edilen ve iyi gelen değişimlerden biri vokal dağılımı. Sanki bu albümde Romy değil Oliver ön planda. Müthiş bir The xx albümü olmamakla beraber yine de I See You yılın en iyilerden biri.

 

10- Sampha – Process

Kanye West, Drake, Solange, Jassie Ware ve Katy B gibi bir çok isimle yaptığı düet ve prodüksiyonlarıyla dikkat çeken Sampha, merakla beklenen albümünü bu yıl yayımladı. Process ilk şarkıdan sonuncusuna kadar minimalizmin dışına çıkmayan etkileyici bir electro-soul albümü. Kanye West’in bir şarkısı dışında albümdeki tüm şarkı sözleri de ona ait. Şarkılar o kadar içten ve Sampha’nın duyguları o kadar ön planda ki Process’i dinlerken travmalarını, çocukluğunda onu en mutlu ve mutsuz eden özel anıları sakladığı kasaya gizlice kurcalıyor gibi hissedebiliyorsunuz.

 

9- Zola Blood – Infinite Games

Zola Blood senenin en sürpriz albümüne imza atan 4 kişilik Londralı dream pop grubu. Derin house bassları, hisli vokali, eşlik etmesi kolay ritmi, hemen yakalayan keybpard numaraları ile Infinite Games tam bir dertli elektro albümü. Neredeyse her şarkının alt yapısındaki baskın sound farklı, fakat ortak yanları akıcı ve keskin olmaları. Zola Blood’ın 10 şarkıdan oluşan 38 dakikalık ilk albümü Infinite Games Amerika’nın yeniden keşfi olmayabilir fakat bu tarz müzik sevenler için çok güzel bir dreamy / elektro-pop albümü.

 

8- Jay Z – 4:44

Sallantıda olan evliliği, karısı Beyoncé’nin Lemonade albümü, Becky With The Good Hair sorunu derken üstüne bu sene bir kez daha baba olan Jay Z , 4 yıllık sessizliğini 4:44 ile bozdu. Lemonade’e herhangi bir cevap niteliği taşımayan albümü Jay Z’nin kendi iç hesaplaşması ve itirafları olarak yorumlayabiliriz. 4:44 ile Jay Z, geçmiş hatalarını ve pişmanlıklarını Fugees, Nina Simone ve Stevie Wonder gibi sanatçıların sample’larıyla olabilecek en karizmatik şekilde tüm dünyayla paylaşıyor. Jay Z’nin ayak sesleri de sayabileceğimiz 4:44 ile Jay Z belki de janrının en olgun albümlerinden birine imza atıyor.

 

7 – Slowdive – Slowdive

Uzun süre sessiz kalan gruplardan yeni müzik haberi aldığımızda oluşan beklentiler ve sonuç çoğu zaman birbirini tutmaz ve genelde hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Fakat 20 yıl aradan sonra gelen 4. Slowdive albümünü dinlerken tam tersini hissediyorsunuz. Değişen hiçbir şey yok sanki. Grubun kendi adını taşıyan albüm, 5 yıla sığdırılan ve 3 albüm süren kariyerin daha güçlü ve kendine güvenen bir soundla geliştirilmiş ,8 şarkılık güzel bir harmanı gibi. Shoegaze sevenlerin 10 yıl sonra da dinleyeceği bu albümle Slowdive tartışmasız shoegaze efsanesi olduğunu kanıtladı diyebiliriz.

 

6- Mount Kimbie – Love What Survives

Mount Kimbi’nin 3. albümü Love What Survives ilk dinleyişte sizi etkisi altına alan garip bir enerjiye sahip. Şarkılar arası geçişler ve farklı düzenlemeler sayesinde farklı soundların bir arada. Şarkıları artarda dinlerken yalnızca syntsizer ve beat duymuyorsunuz. İkili bunu yeni fikirler ışığında birbirinden farklı soundları, alakasız enstrümanlar ve kaydettikleri canlı sesleri bir araya getirerek başarmış. Bir de yanlarına her iyi albümde parmağı olan James Blake, son albümüyle tam not alan King Krule, Micachu ve Andrea Balancy gibi konukları alınca güzel albüm kaçınılmaz olmuş. Love What Survives karamsar olabilecekken yıldız gibi parlayan, güzel bir elektronik albüm.

 

5- SZA – CTRL

Bugüne kadar Kendrick Lamar ve Chance The Rapper ve Rihanna ile yaptığı şarkılarla dikkatleri çeken 27 yaşındaki SZA, yılan hikayesine dönen ilk albümü CTRL ile karşımızda. Daha önce birçok single ve EP ile ısınmış olarak gelen SZA kendini tanıtma, alıştırma gibi girizgahları es geçiyor ve direkt kendi hikayesine odaklanıyor. SZA’nin pürüzsüz sesi R&B sınırlarını zorlarken aşk, sadakat ve ikili ilişkilere dair deneyimlerini şarkılarıyla ölümsüzleştiriyor. SZA müstehcen sayılabilecek yatak odası hikayelerini erotizmden uzak, “Seks Satar” dedirtmeden ustaca aktarıyor. CTRL çıkış albümlerinin aksine bir şey vadetmiyor. Aksine, merak edenleri SZA ‘nin kalemi ve ağzından kendi hikayesini dinlemeye davet ediyor.

 

4- Hercules & Love Affair – Omnion

Omnion, insanların yalnızca dans etmesi için müzik yapan, tüm müzik kurgusu bunun üzerine olan Hercules & Love Affair’ın bugüne kadarki en riskli çalışması. Sonuçta kim kendinden geçmiş dans ederken hedonizmin getirebileceği muhtemel çöküntüleri duymak ister? Andy Butler, uyuşturucu kullanımına bağlı yaşadığı sancılı birkaç yılı son albümde tüm çıplaklığıyla anlatıyor. İlk albümün başarısının ardından yeniden uyuşturucaya başlama süreci, ardından gelen otel odasında tanımadığı insanlarınla uyanmasından tutun silahlı kavgalara karışmasına kadar birçok meslektaşının en karanlık sırları olarak saklamak isteyebileceği özel hayatının detaylarını  maksimum cesaretle  anlatıyor. İşin hem garip hem de en güzel yanıysa bunu yine dans ettirerek yapıyor. Üstelik Horrors’tan Faris Badwan, Sharon Van Etten, Rouge Mary ve Mashrou’ Leila’nın da bulunduğu Omnion, popundan technosuna kadar buram buram modern 80’ler kokuyor.

 

3- Bicep – Bicep

İrlandalı ikili Bicep, elektronik müziğin yeni göz bebeği  Rave kültürüne gönülden bağlı olan ikili, Feel My Bicep isimli bloglarıyla başladıkları bu yolda sayısız şarkı ve mixle dikkatleri çektikten sonra aynı isimli plak şirketi kurarak işi ciddileştirdiler. Tür olarak tech-house’a yakın olsa da Bicep tarz bağımsız serbest bir sitile sahip. 48 saatlik tekno partilerinde ihtiyaç olan enerjiyi verecek şarkılar da, 90’ların disco müziğinin alt yapısının ön planda olduğu basit keyboard, orta hız ritimlerle düzenlenen melodik şarkılar da var albümde. Bicep Top 20 gören nadir tekno albümünden biri. Evladiyelik.

 

2- Lorde – Melodrama

Lorde alternatif popun başına gelen en güzel şey olabilir mi? Zekice yazdığı şarkıları, plak şirketi, birlikte çalıştığı prodüktörler, kariyer stratejisi ve imajıyla Lorde kalıcı pop örnekleri sunuyor. Melodrama, çok da hazırlıklı sayılmayacak bir anda beklediğinden daha büyük bir şöhretle karşılaşan 17 yaşında bir gencin hikayesi. Genç eğlenmek istiyor, bir ara sorguluyor, bazen abartıyor, ilişkileri bozuluyor, dans ediyor, kırılıyor ve üstesinden geliyor. Tıpkı tüm gençler gibi… Melodrama, Pure Heroin kadar cool olmasa da daha enerjik, optimist ve eğlenceli.

 

1- Kendrick Lamar – DAMN.

Kendrick Lamar, To Pimp A Butterfly ile yakaladığı çıkışı hız kesmeden sürdürüyor. Başarı, taktir ve ilginin kaçınılmaz bir sonu olarak popüler olan Kendrick Lamar da kariyerinin de pop alanına girmiş bulunuyor. Bunun sorumluluğunu da yüklenen DAMN, tüm bunlara rağmen bugüne kadarki en iyi Kendrcik Lamar albümü. DNA, Humble, Feel ve XXX ‘te Kendrick Lamar yıldızlaşıyor. Kendine olan güveni şarkılarına çok iyi yansımış. Farklı ideolojilerle ilgili de olsa Alright ‘ın ruhu fazlasıyla hissediliyor. DAMN. sürekli çatışmaları olan bir karakter gibi ego, kader ve korku çerçevesinde kendisi ve etrafındaki her şeyi sorguluyor. Şarkıların altyapısı, konsepti ve söylemi farklı ancak detaylarda hepsi birbiriyle konuşuyor. DAMN. bu yılın en iyi albümü.