Seyahat

St. Moritz: Biri Winter Wonderland mi Dedi ?

St. Moritz için hayatımda gittiğim en güzel yer diyebilirim sanırım. Hem her yer bembeyaz, hem de hava güneşli! Mükemmel pistleri, yemekleri, mağazaları, lüks otelleri, kış etkinlikleriyle özellikle kayak / snowboard gibi kış sporu sevenler için #denemenlazim listesinin ilk sırasına yerleşmeli!

Zürih şehrinden trenle 1 saatte, önce Chur’a oradan tren aktarmasıyla 2 saatte yani toplamda 3 saatte St.Moritz’e ulaşabiliyorsunuz. Bu yolculuk bile tatile mükemmel başlama sebebi, çünkü giderken görülen doğa manzaraları harika! Tabii benim kara bayılan bir insan olmamın da etkisi olabilir çünkü daha trendeyken her geçtiğimiz yerin fotoğrafını ve videosunu çekmekten şarjım yarıya düşmüştü bile 🙂 Ama zaten bu kırmızı tatlı trenin geçtiği hat UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi’ndeymiş o yüzden bu kadar güzel olmasına şaşırmamak gerek.  Neyse 3 saat sonunda geldik, tabii siz isterseniz helikopterle direk St.Moritz’e inebilirsiniz, o da güzel bir seçenek :))) Biz Aralık ayının ortalarında gittik benim doğum günümü orada geçirmek için, sezon da 7-8 Aralık gibi açılıyormuş zaten St. Moritz’de o yüzden daha çok fazla kalabalıklaşmamıştı. Eminim Şubat’ta çok kalabalık oluyordur. Pistlerin de daha rahat olduğu Aralık ayı aslında o açıdan güzel bir seçim. Bir de tabii ki ben yılbaşı ağaçları, ışıklandırmalar, Noel baba, kırmızı beyaz şekerlemeler, Christmas Market’lar, geyik şeklinde tarçınlı kurabiyeler gibi yeni yıl dönemiyle ilgili her şeye bayılan ve aklını kaçıracak gibi büyük tepkiler veren biri olduğum için o dönemde yapılan süslemeleriyle St. Moritz’e iki kat daha fazla aşık oldum! Siz de Aralık ayında giderseniz St. Moritz Bad bölgesinde kurulan Christmas Market’a gidip, buz pateni yapan kırmızı burunlu çocukları izlerken bir yandan sıcak şaraba doyabilir, Kempinski Hotel’in kurduğu apreski alanında eğlenen insanlara katılabilirsiniz!

Birbirinden lüks otellerin yer aldığı İsviçre Doğu Alpleri’nin zirvesi bu dağ dünyada kış turizminin başladığı yerlerdenmiş. Bölgede bunu başlatan kişi de Johannes Badrutt’muş. St.Moritz’in en iyi otellerinden Badrutt’s Palace da bu aileye ait isminden anlaşıldığı gibi. Ve evet yine isminden anlaşıldığı gibi saraydan farksız 🙂 Aralık ayında otelin girişinde kurulan dev yılbaşı ağacı, otelin dekorasyonu, keyifli canlı müzik performansları, içerisinde yer alan restoran ve barlarıyla Brigitte Bardot’nun yıllarca neden buradan vazgeçemediği çok açık aslında… Badrutt’s Palace’ın olduğu cadde, dağdan çok şehirde hissetmenize sebep olabilir. Çünkü Hermes, Prada, Moncler gibi bir çok mağaza var bu caddede. Bu arada yılbaşında biz orada değildik ancak Badrutt’s Palace o güne özel olarak dev bir orman şeklinde dekore ediliyormuş. Neyse, biz ilk akşam yine bu otelin içinde bulunan Japon restoranı ‘Matsuhisa’ ya gittik. Nobuki Matsuhisa’nın (evet şu bildiğimiz meşhur Nobu) Avrupa’nın en eski ve ilk kapalı tenis kortunu restorana dönüştürdüğü bu yerle ilgili en tatlı deneyimimiz içeri girdiğimiz ilk an gerçekleşti. Bütün şefler, garsonlar ve çalışanlar bir anda ‘irasshaimase’ diye bağırdığında ilk an baya korksak da bunun Japonca’da ‘Hoşgeldiniz’ anlamına geldiğini öğrendiğimizde bu sıcak karşılama ilgimizi çekti ve çok da hoşumuza gitti. İçeri her giren kişi için tekrarlandı tabii bu ritüel. En keyiflisi de o sırada bu bağırışa şok olan insanların surat ifadelerini izlemekti :)) Restoranın sushileri baya lezzetliydi onu söylemeye bile gerek yok sanırım Nobu farkı 🙂 Burada Victoria ve David Beckham çiftiyle karşılaşmanız da baya olasıymış.

Ertesi sabah hiç vakit kaybetmeden kendimizi pistlere atıyoruz. St. Moritz’in en güzel yanlarından biri ve diğer dağlardan farkı ‘dünyanın en çok güneş gören kayak merkezi’ olması! Hava genelde çok güzel, güneş batana kadar öyle korkutucu bir soğuk hissedilmiyor yani. Bizim kaydığımız bölge ‘Corviglia’ bölgesi. Pistler mavi (en kolay pist), kırmızı (orta düzey) ve siyah (en zorlu pist) şeklinde sıralandırılmış, kendi seviyenize göre hangi pistten kayacağınıza karar verebiliyorsunuz.

Tabii ki Türkiye ile karşılaştırıldığında bütün pistler çok daha uzun ve keyifli. Saat 16.00’da pistler kapanıyor. Ancak gece kayak yapmayı denemek isteyenler için Cuma akşamları ışıklandırmayla pistleri gece yarılarına kadar açıyorlar o da enteresan bir deneyim.

Gün içinde yorulup kayak molası vermek istediğinizde gitmeniz gereken ilk yer kesinlikle ‘el paradiso’! Dağ yamacında bulunan bu restoran manzarası, müzikleri, İsviçre’ye özel peynir fondüsü, et yemekleri, tatlıları, ortamı, insanları her şeyiyle ‘Close To Heaven’ olan mottosunun da üzerinde mükemmel bir yer! Mutlaka gidin, yemek yiyin şampanyanızı için buranın tadını çıkarın, pişman olmama garantili içerik 🙂

El Paradiso’da muhteşem birkaç saat geçirdikten sonra akşam kasabanın popüler caddesi olan Chanel, Hermes, Cartier, Gucci  gibi lüks alışveriş markalarının bulunduğu Via Serlas ve Via Maistra’da dolaşıp alışveriş yapabilirsiniz. Buradaki herkes gerçekten çok şık ve her şey çok kaliteliydi. Cumartesi akşamı biz Kulm Otel’in içinde bulunan Piano Bar’da takıldık. (Kulm Hotel de yine Badrutt’s ailesine ait)

Burası piyano ve canlı müzik eşliğinde yemek yiyip, içki içip keyifli zaman geçirebileceğiniz bir yer. Gece de Badrutt’s Palace’taki Kings Club’ta bir şeyler içip, dans edebilirsiniz. Burası klasik Avrupa’nın disco-barları tarzında bir club, her gece farklı DJ’ler ve partiler oluyor ve tabii St. Moritz gece hayatının en şık yeri. Gitmeyi düşünürseniz öncesinde internetten bakıp Dj ve parti programını takip edebilirsiniz. La Baracca da yine yemek ve eğlence için gidilebilecek keyifli yerlerden biri.

Pazar günü yine kendinizi pistlere atın, öğleden sonra yeter bu kadar kayak/snowboard bu ne biçim Pazar, biraz da keyif yapalım diyorsanız kendinizi SPA’ya atabilirsiniz. Zaten kasaba aynı zamanda termal kaplıcaları ile de biliniyor, 4-5 yıldızlı otellerin çoğunda SPA var ve baya keyifli. Tamamen camla çevrili. Dışarıda kar yağarken izleyebileceğiniz dev çam ağaçlarının yeşil beyaz görüntüsü ve sımsıcak jakuzi size yeterli Pazar huzurunu sağlar sanırım:) Bu arada SPA kapsamında kapalı havuz, özel ısıtmalı açık sıcak su havuzu (evet o soğukta insanlar dışarıda bulunan sıcak havuza giriyorlar baya!), masaj odaları, dinlenme odaları, sauna, jakuzi, spor salonu gibi bölümler bulunuyor. İçeride fotoğraf çekmek yasak ama ben temsili bir fotoğraf bırakıyorum şöyle 🙂

Kayak yorgunluğunuzu SPA’da attıysanız artık bir tatlıyla mutluluğu zirvelemenin zamanı geldi! Yine kasabanın merkezinde bulunan ‘Confiserie Hanselmann’ doğru seçim. Çikolatalı pastalarından mutlaka yemelisiniz. Nostaljik bir atmosferi olan bu pastanede biz tam da Audrey Hepburn’ün fotoğrafının olduğu masada oturmuşuz (enerji:)) Kendisini ve filmlerini çok severim, o sırada öğreniyorum ki Audrey Hepburn kış tatillerini genelde St.Moritz’de geçiriyormuş. Zaten dünyaca ünlü kişilerin tatil için çok sık tercih ettiği bir yer olduğu için çok da şaşırmadım. Birazdan yan masamızda da Madonna vardı demeyeceğim ama merak etmeyin :))

Oradan kalkınca Carlton Hotel’e geçtik. Buranın Sunny Bar’ı apreski partileriyle de ünlü bir yer, biz gittiğimizde parti bitmişti tabii. Sıcak çikolata içerken şömine başında keyif yapmalık bir ortamı var bu otelin. Ahşap ve deri ağırlıklı dekorasyonu, manzarası, piyano eşliğinde canlı müziği ve sıcak atmosferiyle bizi kendine aşık etmeyi başaran Carlton Hotel tam dağ oteli, ancak diğer otellerden biraz uzakta kalıyor.

Akşam yemeği için tercihimiz yine Badrutt ailesi bünyesinde olan ama otelin içinde değil başka bir yerde yer alan Chesa Veglia oldu. (Evet buraların Şahenk’i Badrutt:)) Bu arada Carlton’dan Chesa Veglia’ya ulaşımımızı özel şöförlü Bentley ile sağladılar, sağolsun bu İsviçreliler çok kibar insanlar :))))  Neyse Chesa Veglia içerisinde 3 restoran bulunuyor. Bir tanesi grill yani ızgara, bir tanesi geleneksel İsviçre yemekleri ve biri de bizim gittiğimiz İtalyan restoranı. İtalyan yemeklerine bayılan ömrünü hamur ve karbonhidratla geçirebilecek biri olarak burayı kesinlikle öneriyorum. Hem makarnaları hem de kömür odununda pişirilen pizzaları gayet başarılıydı. Kırmızı- beyaz renklerle detaylandırılan rustik dekorasyonu ve rahat ortamıyla dağ kulübesinden restorana dönüştürülen bu tatlı İtalyan’ı #denemenlazım listemize ekliyoruz hemen! Oradan çıkınca St.Moritz’de harcadığımız paraları geri kazanalım, sen mi büyüksün biz mi İsviçre diye gaza gelip Kempinski Hotel’in Casino’sunda biraz rulet oynayalım dedik. (Bu arada evet St. Moritz bir çok Avrupa şehrinden çok daha pahalı bir yer) Ancak oradan da elimiz boş ayrıldık maalesef. Gönül isterdi ki kumardan kazandığımız milyon dolarlarımızla tatilimizi birkaç ay daha uzatalım ama ertesi gün önce Zurich’e gidip biraz da orayı gezerek, çikolataya ve kara doyarak İstanbul’a geri döndük.

Böylece hayatımın en güzel doğum gününün ve muhteşem tatilimizin sonuna gelmiş olduk. Ama eminim ki en yakın zamanda yine giderim St. Moritz’e. Yılın 322 günü güneş alan uzun, bembeyaz pistleri, buz tutan gölü, peynir fondüsü, sezonda gerçekleşen at yarışları (White surf), UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi’ndeki Bernina tren hattı, otantik İsviçre yemekleri, sonsuz Alplerin görüntüsü, nefis çikolatalı tatlıları, şık giyimli insanları, lezzetli şarapları, ‘Gourmet Festival’i, karda oynanan buz hokeyi, spaları, ahşap dekorasyona sahip restoranları, Heidi’nin evi, donmuş gölü, konforlu ve lüks otelleri,  kusursuz doğası yani her şeyiyle St.Moritz #denemenlazım listemin vazgeçilmez üyesi oldu!