Seyahat

Alsace Şarap Yolu: Ortaçağ’da Üç Gün

‘Alsace Şarap Yolu’ 170 km’lik Marlenheim-Thann arası bir yol. En önemli özelliği adından da anlaşıldığı gibi şarap üretimi.. Şarap içmeyi seven biri olarak bu yolu, üzüm bağlarını, ‘Riesling’leri tabii ki ‘denemem lazım’dı! 🙂

Bölgede yüze yakın köy var tabii hepsini üç güne sığdırmak imkansız, bu yüzden gitmeden önce okunan yerli/yabancı sayısız blog, haber, alınan notlar, ‘kesin git!’, ‘mutlaka dene!’ler baya işe yarıyor. Üzüm bağlarıyla dolu bu yollarda araba kiralayıp road trip yapmak bence en keyiflisi! (Tabii siz de benim gibi araba yolculuklarından hoşlanıyorsanız:)) Ancak araba kiralama işini mutlaka önceden organize edin.

 

Fonda Fransız Şarkıları, Yemyeşil Bol Oksijenli Yollar…

Basel havalimanı üç ülkeye çıkışı olan, enteresan bir alan. Fransa çıkışından Strasbourg’a doğru giderken yol üzerinde ilk durağımız ‘Selestat’ oldu. Bu arada bunu da mutlaka söylemeliyim, arabayla keyifli bir road trip kafasındaysanız otobanı değil ‘Alsace Wine Route’ tabelasını takip etmelisiniz, bu yollar gerçekten masal gibi 🙂 Neyse Selestat, sonrasında diğer köylerle kıyasladığımda görülmese de olur dediğim şirin köylerden. İlk şarap tadımını ‘Kintzheim’ isimli köyde yaptık.

Burada bölgenin üzümleri hakkında bilgi alırken şarap tadımı bahanesiyle de sarhoş olduk!:) Meğer şarap tadımlarında şarap içilmez, yutağa kadar götürüldükten sonra tükürülürmüş ama bence o güzelim şarapları içmemek haksızlık olurdu! Nolmuş yani ilk şarap tadımında sarhoş olduysak:))) Neyse şarap ve üzümlerden kısaca bahsedeyim; bölgede 7 farklı üzüm varmış. Riesling bölgenin en ünlü üzüm çeşidi, yıllandırmaya da en elverişli olanmış. Yani üzümlerin kralı diyebiliriz! Dünyadaki en iyi beyaz üzüm çeşidi olarak biliniyor. Diğer üzümlerse Sylvaner, Pinot Blanc, Muscat, Pinot Gris, Gewürztraminer ve bölgenin tek kırmızı üzüm türü olan Pinot Noir. Bölgede %95 beyaz şarap üretiliyor ve Alsace şarapları ismini yetiştiği bölgeden değil üzümün cinsinden alıyor. Üzüm bağları da köylerin içerisinde genelde. Yine ilk durağımız olan Knitzheim’de bölgenin meşhur yemeklerinden olan ‘Tarte flambee’ denedik. İnce hamurlu pizza yada lahmacun gibi genelde oranın meşhur peyniri ‘Munster’ peyniri ile yapılan lezzetli bir yiyecek.

Sonraki durağımız ‘Itterswiller’ oldu. Bu köylerde gezerken gerçekten bir zaman makinasıyla Ortaçağ’a ışınlanmış gibi hissedebilirsiniz! Rengarenk aynı tip evleri, üzüm bağları ve sokaklarıyla gerçekten başka bir zamanda yolculuk hissi oluşuyor. 🙂 Bizim en büyük problemimiz bu bölgede hafta sonu her yer geç açılıyor ve erken kapanıyor. Öğlen yemeği sonrası akşam 19.00’a kadar yemek servis eden restoran bulmak neredeyse imkansız! O yüzden gezi tarihlerinizi ona göre ayarlamanızı tavsiye ederim çünkü her yerde ‘kapalı’ yada ‘yemek servisimiz yok’ cevabını almak can sıkıcı oluyor. Hatta Pazartesi günü bile her yer saat 14.00’te açılıyor. Bunu görünce hemen buraya yerleşme ve burada yaşama planları yapmaya başladım tabii Pazartesi sendromsuz bir iş hayatı güzel olabilirdi ama sonra oraların benim için fazla sakin olduğuna karar vermem üç dakikamı aldı sadece! Dediğim gibi biz saatlerden dolayı deneyemedik ama Itterswiller’de ‘Domaine Vincent Kieffer’ şarap tadımı için, ‘Arnold’ da restoran olarak güzel gözüküyordu.

Daha sonra yine fonda Fransız şarkılarıyla yola koyulduk ve bir başka köy olan ‘Andlou’ya geldik. Burada ‘Jean Wach’a ailt şarap mahzeninde tadım yapmak istedik ancak yine hüsran yine KAPALI! 🙁 Jean Wach amcao sırada kendi Rieslingler’ini içmekle meşguldü sanırım! Yine de sizin aklınızda olsun burası:)) Bir sonraki köy ‘Obernai’ o ana kadar gezdiklerimiz içinde en büyüğüydü. Diğerlerine göre daha kalabalık ve hareketliydi.

Kahramanlarımızı Bu Köyde Enteresan Dakikalar Bekliyordu… :))

Obernai’de dolaşırken aniden başlayan yağmur ve fırtına yüzünden gezimize yüzerek devam etmek zorunda kaldık, siz yanınıza şnorkellerinizi almayı unutmayın!:))) Mayıs ayının ortasında gitmemize rağmen gerçekten Alsace bölgesinin havası enteresandı.. Bir anda bardaktan boşanırcasına yağmur başlıyor ve sonra aniden güneş açıyor yada bize öyle denk geldi ama olsun yağmur yağsın üzümcükler aç kalmasın şarap olsun vücudumuza kan olsun!:))) O yağmurlu geceyi Strasbourg’da geçirdik sabah uyandığımızda hava düzelmişti:)

İlk olarak ‘Petite France’ bölgesine yürüdük.  Ara sokakları, kanalları, evleri ve üzerinde Çinli turistlerin fotoğraf makinasıyla pusu kurduğu açılıp kapanan köprüsü… Burası gerçekten çok güzel ve görülmeye değer! Fransız kahvaltısının olmazsa olmazı çok lezzetli kruvasanlarıyla Cafe Bretelles’i kesinlikle ‘denemenlazım’!:) Strasbourg’da ‘Notre Dame Katedrali’ görülmesi gereken yerlerden. Zaten neredeyse şehrin her yerinden görünüyor, o yüzden korkmayın mutlaka görürsünüz!:) Victor Hugo’nun tabiri ile dev ve narin katedralin kulesine tırmanıp şehrin en güzel manzarasını görebilirsiniz ama biz karşısındaki ‘Cafe Kammerzel’de oturup katedralin ihtişamına kadeh kaldırmayı tercih ettik. Boşuna Ortaçağ’a zaman makinası demiyorum, inanır mısınız hala asansör yapmamışlar canım hangi çağda yaşıyoruz!:)))

Yine araştırmalarım sonucu bölgenin yukarıdan en güzel manzarası olduğunu okuduğum ‘Saint Odile Manastırı’na doğru yola çıktık. Yol biraz virajlı ama yukarı doğru çıkarken gidilen yollar gerçekten çok keyifli. Hatta bence manastıra giden yol, manzaradan daha güzel. Bu manzara ‘ölmeden önce gidilmesi gereken yerler’ listesine ilk sıradan girebilir ama tavsiyem gerçekten ölmeden biraz önce gidin! Abartmıyorum bizim dışımızdaki insanların yaş ortalaması 80’di! Doğa manzarası, yemyeşil tablo gibi bir görüntüden hoşlanıyorsanız bayılabilirsiniz ama ben üç günde şehir hayatını özleyenlerdenim ve kesinlikle ileriki yaşlarda yapmayı tercih edeceğim bir aktivite olarak görüyorum ama yine de manzara gerçekten etkileyici tabii, o yolları gitmeye değer mi ona siz karar verin:) Neyse listemizde buraya da tik attıktan sonra sırada tatilin en başından beri hayalini kurduğum yer ‘Colmar’ var!

 

Büyüleyici Şehir: COLMAR!

Yan yana dizili renkli evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, romantik, oyuncaklı ve bol çiçekli ambiyansıyla Colmar gerçekten masal şehri. Burada mutlaka nehir kenarında yemek yemeli vaktiniz varsa kanal turu yapmalısınız. Işıl ışıl ‘Petite Venice’ bölgesi, bölgenin simgesi leylek heykelleri ve sakin mahalleleriyle Colmar gerçekten de fotoğraflarda gördüğümüzden daha güzel! Son olarak ‘Ribeaville’ ve ‘Riquewihr’ köyleri ile kapanışı yaptık. Bu iki köy en beğendiklerimiz arasındaydı ve kesinlikle gezilmeli.

Yine şarap tadımımızı yapıp en beğendilerimizi satın aldık, küçük ve şirin restoranlarından birinde yemek yedik tabii ki yine Riesling şarapları eşliğinde(bu arada dikkatimi çekti, bölgede şaraplar genelde küçük yeşil kadehlerde servis ediliyor) ve bölgenin meşhur  Münster peynirini de aldıktan sonra sonra (vakumlatmamıza rağmen bavulu ölü Mickey Mouse gibi kokuttuğu için çıkardığımız gibi atmak zorunda kaldık!:(( ) yine Basel havaalanı üzerinden İstanbul’a döndük. Kim ne derse desin bence seyahati keyifli yapan yine eve dönüyor olmak!