SanatSeyahat

‘Art District’ En Artistik Getto

Tüm dünyaya yayılan popüleritesiyle film endüstrisine yön veren Hollywood’dan, endüstriyi tema parklara dönüştüren yüksek hayal gücü ile ticaret üzerinden ticaretin devamını sağlayan Universal Stüdyolarına, okyanus kenarında olmanın verdiği tuhaf hazla kendinizi her zamankinden daha özgür ve unutulmaz filmlerin bir sahnesindeymiş gibi hissettiren popüler kumsallarından, dünyaca ünlü yıldızların yaşamlarına yakından tanık olabileceğiniz ünlü bölgeleriyle ziyarete gelen hemen herkesi etkilemeyi başardığı konusunda hem fikir oldugumuz Los Angeles; spor faliyetleri ve eğlence hayatına yön veren mekanları dışında şehir merkezini (Downtown) aynı şekilde değerlendirme konusunda o kadar da popüler olamıyor. Diğer birçok büyük şehrin aksine, çoğu insanın şehir merkezine ayak basmadan Los Angeles ziyaretini sonlandırdığı söyleniyor. Bizce kesinlikle daha büyük ilgiyi hakeden ‘Downtown’, kendi içerisinde farklı bölgeleriyle (Art District, Fashion District, Financial District, vb) görebileceğiniz en melez yerlerden birtanesi.

Ticaret merkezleri ile kaplı, finans ve moda bölgelerinin aksine, ilk bakışta terk edilmiş gibi duran, sokaklara dalmaya başladığınızda her köşe başından çıkan birbirinden güzel muralları, tuğla yapılarıyla iddiasız görünen, stil sahibi ödüllü tasarım dükkanları, butik kahvecileri, restorantları ve atmosferi ile kendinizi bölgenin yerlisi gibi hissedeceğiniz, sanatla dolu ve şehir telaşının tam içinde telaşsız bir bölge, Art District.

Terk edilmiş viran fabrikaların tenhalaştırdığı bölge, Hollywood fimleri için vazgeçilmez bir doğal stüdyo bölgesine dönüştürülmüş ve birçok yapım şirketi ve ajansın ofislerini bölgeye taşınmaya başlaması, bölgenin havasını değiştiren en önemli etkenlerden biri olarak değerlendirilmiştir.

Terk edilmiş fabrikalardan, ruhu size iyi gelecek küçük bir sanat bölgesine dönüşen Art District’e yolunuz düşerse,

  • Her köşe başında ve ara sokakta sanayi kalıntılarının üzerine yerleştirilen birbirinden renkli muralları keşfetmeyi,
  • Denk gelirseniz yapılış anına şahit olmayı,
  • Her sokağa yerleştirilmiş ve sokakların havasını tamamen değiştiren butik kahvecilerden (kablosuz internet için değil kahvelerimiz için gelmelisiniz diyen ve internet olmamasına rağmen hep dolu olan) favori kahvenizi veya kendi spesiyallerini (önerimiz Blue Bottle Coffee Shop, Blacktop Coffee ve Urth Caffe).
  • Tercihiniz ‘Urth Caffe’’ den yana olursa, tamamen organik kahve veya çay çeşitlerini, yine tamamen organik günlük tatlılardan ‘Vegan Chocolate Cake ile soğuk içeceklerden ‘Green Tea Bobas’ı,
  • Stil sahibi ve son derece minimalist tasarım butiklerden (önerimiz Robert LeBlanc, Poketo, Matteo) alişveriş keyfini,  hiçbirşey almasanız da keşfetmeyi (gözlük modellerine dikkat!),
  • Art District’ten çıkmaya vaktiniz kalırsa Downtown’ın diğer bölgelerini (Fashion District, Financial District),
  • The Broad, MOCA, The Grammy Museum’u,
  • Eski bir banka binasında yer alan tamamen mermer ve devasa kapılarla kaplı, kitapların konulara göre değil renklerine göre dizildiği, içerisinde birer kitap tüneli, labirenti, 1$ dolar odası (1$ karşılığında alabileceğiniz kitaplarla dolu bir oda) ve sanatçıların eserlerini sattığı küçük dükkanların bulunduğu ‘ The Last Bookstore’ ‘ u,
  • ‘The Standard Hotel Rooftop’, ‘Ace Hotel Rooftop’ ‘da gündüz 360 derece manzara ve havuz keyfini, gece özel organizasyonları ve kokteylleri ile eşliğinde Los Angeles gece hayatını,
  • Eski bir elektrik santralinden dönüştürülen ve mimarının tasarımıyla ödül aldığı restorant ‘The Edision’ı’ ve özel şovlarını,
  • Staples Center’da denk gelirseniz mutlaka bir ‘Los Angeles Lakers’ maçı (Kobe Bryant’ın oynayıp oynamadığını kontrol edin :)) ve devre arasında içeride satılan ‘Chocolate Chip Cookie’ yi,

#denemenlazım!