Seyahat

Kapadokya: 5 Farklı Nokta, 5 Farklı Deneyim

Kapadokya, ülkemizin en büyülü yerlerinden biri. Bu “güzel atlar ülkesinin” hayret ettiğimiz, akıl sır erdiremediğimiz bir tarihi, doğa güzellikleri ve hikâyeleri var. Milyonlarca yıl önce, dağların, yağmur ve rüzgarla iş birliği yapması sonucunda oluşan doğasının eşi benzeri yok. Burayı gezerken İpek Yolu kervanlarını, Hristiyanların bu topraklara sığınışını, atların vadilerde şaha kalktığını, kayalara oyulmuş güvercin evlerinden güvercinlerin süzülüşünü, Zerdüştlerin ateşle olan bağını, keşişlerin yer altı sığınaklarını ve daha birçok şeyi gözümde canlandırdım.

Şunu anladım ki, Kapadokya’ya gelmeden önce okuduklarım ve dinlediklerim, gördüğüm bu manzaralarla beraber, bölgeyi daha çok sevmeme neden oldu. İnsanların sanatla, doğayla ve dinle iç içe yaşadığı vadilerden, kasabalardan geçtikçe zamanda da yolculuğa çıktım.

Kayseri-Göreme yolunda ilk olarak beyazlar girmiş Erciyes Dağı karşıladı bizi. Göreme’ye vardığımızda ise, üzerimize düşmesini hayal ettiğimiz kar yerine, uçuşan bembeyaz güvercin tüyleri vardı. Gün doğumunda, günün ortasında ve gün batımında ayrı ayrı renklere bürünen kayalar, peri bacaları ve yamaçlar eşsiz güzelliğiyle başımızı döndürdü. Vadilerin büyüklüğü ve yamaç kenarlarından gördüğümüz uçurum ve sonsuzluk hissi veren manzaralar, kendi varlığımızı küçücük kıldı. Bu toprakların varoluş hikayesinin içinden geçememiştik ama küçücük de olsa bir parçası olmuştuk şimdi.

Yollarda aniden bize yüzünü gösteren Hasan Dağı da, en az Erciyes kadar beyaz ve güzeldi. Eski model arabalar, sanki 80’lerde duraklatılmış gibi bir his veren köyler, meraklı köy insanları, yarına umutla bakan güvercin tutkunları çıktı karşımıza. Bütün bu gördüklerimin sonunda, Kapadokya ve Nevşehir’i sevmemem mümkün değildi. Şimdi, sizlerle de bu toprakları sevmeme neden olan 5 yeri ve deneyimi paylaşıyorum;

 

Kapadokya Çevresi ve Köyleri

Kapadokya’nın daha merkezinde olan Göreme, Ürgüp, Ortahisar, Uçhisar ve Avanos gibi yerlerin yanı sıra, köylerini de gezmek insana bambaşka bir deneyim sunuyor. Yolların sonunda karşınıza çıkan dağ manzaraları ve yol kenarlarında göreceğiniz insan manzaraları bu yolculuğu daha da özel kılıyor.

Köylerde göreceğiniz tarihi kalıntılar dışında, yerlilerin yaşamı ve daha az turistik olan atmosferleri de, Kapadokya seyahatinize farklı bir renk katıyor.

 

Mustafapaşa: Eski adı Sinasos olan, Ürgüp’e bağlı eski bir Rum köyü. Sakinleri, 1924’teki mübadelede Yunanistan’a geri dönmek zorunda kalmış.

Mustafapaşa’da gezerken, en çok Rum mimarisi; evlerin taş işlemeleri ve cumbaları dikkatinizi çekecek. Ayrıca taş evlerin, konakların, Mardin’deki evlere benzerliğini görünce; Mardinli taş ustaları ve mimarlarının o dönemde, Sinasos’a geldiği rivayetine de inanacaksınız.

Kilise ve şapelleri gezdikten, evlerin güzelliğini inceledikten sonra soluklanmak ve bir kahve içmek için Old Greek House’a uğrayabilirsiniz.

Old Greek House: Mustafapaşa Köyü, Şahin Cad. No:16

 

Ayvalı: Ürgüp’e bağlı Ayvalı Köyü’nde Bizans döneminden kalma kaya kiliseleri gezebilirsiniz. Küçücük bir köy olan Ayvalı’nın tepelerine çıkıp manzarayı izlemek, köy kahvesinde oturup yerlilerle sohbet etmek çok keyifli.

 

Güzelyurt: Kapadokya’nın en saklı ve bakir güzelliklerinden biri burası.

Aksaray’a bağlı bu ilçede, alınacak yola kesinlikle değecek türden; manastır vadisi, kiliseler, şapeller ve eski kalıntılar yer alıyor. Tepeden gördüğünüz manzara ve köy merkezinin bakirliği de cabası. Paleolitik çağdan beri tarihi izlere rastlanılan Güzelyurt’ta, hem tarihte yolculuk yapacaksınız hem de panoramik manzaralarla Kapadokya’nın farklı bir yüzünü göreceksiniz.

 

Aksaray: Aksaray, Güzelyurt ve meşhur Ihlara Vadisi’ni kapsayan bir il. Görüntüsü itibariyle ve tarihi izleriyle yolculuk güzergahınızda ise uğranması gerekenler arasında. Diğer köylere kıyasla, daha büyük ve şehir havasında olsa da, arkeoloji ve tarih meraklılarının ilgisini çekecek güzelliklere sahip.

 

Güzelyurt – Yüksek Kilise Manzarası

Eğer Güzelyurt’a giderseniz, önce Manastır Vadisi’ni ve merkezini gezmenizi, sonrasında da yol üzerinde yer alan Yüksek Kilise’ye gidip, harika manzarayı izlemenizi öneririm. Manastır ve kilise binası, Analipsis Tepesi üzerinde bulunuyor. 1894 yılında yapılan Yüksek Kilise’nin çevresinde ise Hitit, Roma ve sonraki uygarlıkların izlerine rastlanmış. Kilise ve çevresindeki manzara her mevsim başka bir resim sunuyor. Kış aylarında, kilise arkasında heybetiyle uzanan karlı Hasan Dağı ve yakınındaki naif Güzelyurt Göleti ile bir kış tablosu sizi karşılıyor. Kilise tepesine, toprak yoldan yürüyerek gelmek ve sonra tepeden etrafa bakmak da, en az bu tabloyu izlemek kadar keyifli.

 

Uçhisar – Çiko’nun Yeri’nde Çay Keyfi

Uçhisar, Kapadokya’daki en güzel manzaraları sunan yerler arasında. Tepede, bir yandan Uçhisar’ın ferah boşluğunda güvercinler havalanırken, bir yandan da yamaçlara kurulmuş, kayaların içine oyularak yapılmış evler ve mekanlarda zaman sanki diğer bölgelerden daha yavaş akıyor. Güvercinlerin arkasından bakakalmışken; Uçhisar Kalesi’nin güzelliği, kaya evlerin ve güvercinliklerin görüntüsü dikkatinizi çekiyor. Burası, uçurumun ucunda aniden var olmuş gibi gözüken bir kaya cenneti. Kendine özgü, şaşırtıcı… Hatta bazı kaya evlerin uzaktan görüntüsü insan yüzlerini bile andırıyor.

Uçhisar’da, ister bir öğle vakti, ister gün batımında manzara eşliğinde çay içmek için gideceğiniz yerlerden biri Çiko’nun Yeri. Mehmet Bey, namıdiğer Çiko, bu ismi çocukken Zagor’un arkadaşı Cico’ya olan benzerliğinden ötürü almış. O günden beri lakabıyla anılan ve kendini “Çiko” kabul eden Mehmet Bey’in mekanında, kendinizi evinizde gibi hissedeceğinize hiç şüphe yok. İkramların ardı arkası kesilmez, sobada pişen kestane, sıcacık bir çay eşliğinde önünüze serilirse şaşırmayın. Burası, Kapadokya’daki en samimi, en olduğu gibi olan mekanlarından biri.

Bu mekana evi gibi bakan Çiko’nun en büyük tutkusu ise güvercinler. Kostüm ve diğer güvercinlerinin hikayesini dinlemeyi ve hatta mümkün olursa, bu güzel kuşların kanat çırpışlarını izlemeyi de unutmayın.

Çiko’nun Yeri Adres: Tekelli Mah., 12. Harman Sok., Uçhisar

Pancarlı Vadisi’nde Sakin Gün Batımı

Kapadokya’da birden fazla gün batımı noktası var. İçlerinde en sık tercih edilen “Aşıklar Tepesi” ve “Sunset Point” diye geçen tepedeki nokta. Eğer daha sakin bir yer arıyorsanız, şarabınızı, müziğinizi alıp sevdiğiniz biriyle baş başa gün batımı anını yaşamak istiyorsanız, Pancarlık Vadisi’ni not alın. Bu vadinin solundan saparak, toprak yoldan en tepeye kadar arabayla çıkma imkânınız var.

Arabanın gittiği yere kadar gelip, sonra park ederek, en güzel manzara noktasına kurulabilirsiniz. Sol tarafınızda Gomeda Vadisi’nin kalıntıları, sağınızda ise Pancarlı’nın kızıl-kahverengi tonlarındaki kayaları uzanacak. Güneş git gide gözden yiterken, sessizliğin ortasında kendinizi önce güneş gibi kocaman, sonra yitip giden o turuncu nokta gibi küçücük hissedeceksiniz.

Gün batımı tamamlandığında ise içiniz huzur dolacak.

 

Kapadokya Güvercinleri

Kapadokya’nın ismi Persçe’de “güzel atlar ülkesi” olarak geçiyor. Bunu doğrular nitelikte, sık sık karşınıza güzel atlar çıksa da, şunu unutmayın: Burada birbirinden güzel güvercinler de var.

Anadolu’nun birçok yerinde güvercin yetiştiriciliği geçmişten günümüze kadar devam ediyor. Kimisi bunu bir iş olarak, kimisi de bir tutku olarak görüyor.

Kapadokya’da 9.Yüzyıl’da başladığı ve giderek yayıldığı düşünülen güvercincilik, ilk başladığı yıllarda gübresinden verim almak ve tarımda kullanılmak için yapılırmış. Kiliselerdeki fresklerin sağlam kalmasında, desenlerin renklerini korumasında da güvercin gübresinin büyük katkısı olduğu söyleniyor.  Vadi yamaçlarında kayalara oyularak yapılmış güvercin evlerini incelediğinizde, güvercinlerin sıklığını ve önemini daha da iyi anlıyorsunuz.

Kapadokya’da bir mekana veya bir köy kahvesine gidip sorduğunuzda, size o bölgenin güvercincilerinin yerini gösteriyorlar. Uçhisar’daki güvercinlerin yoğunlukta olduğu bölgeleri gezin, mümkünse bir güvercinciyle sohbet edin. Taklacı güvercin, kostüm güvercini ve daha önce görmediğiniz türden bir sürü güvercini görme imkanına sahip olmak ve sahiplerinin gözleri ışıldayarak onlara yem vermesini izlemek çok özel bir an. Güvercinlerin kanat çırpma sesleri, havada takla atarak gösteri yapması ve güvercin yetiştiren insanların sizlere anlattığı birkaç güvercin hikâyesi, benim için Kapadokya’nın en unutulmaz sahneleri arasında.