Sanat

15. İstanbul Bienali: İyi Bir Komşunun İzinde

Tuzlu Su’nun üzerinden iki yıl geçti ve nihayet şehrin en heyecanlı sanat etkinliklerinden biri olan bienal vakti geldi. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlemiş olduğu İstanbul Bienali bu yıl aynı zamanda 30. yaşını da kutlayacak.

15. İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü bu yıl sanatçı ikili Elmgreen & Dragset üstleniyor. Bu deneyim onlar için de özel bir anlam taşıyor zira önceki yıllarda İstanbul Bienali’nde üç defa sanatçı olarak yer almışlardı. İkili, bienalin temasını bir kavramsal çerçeve metni yerine, “İyi bir komşu, korkmadığınız bir yabancı mıdır?”, “İyi bir komşu sizinle aynı gazeteyi mi okur?”, “İyi bir komşu, müzik dinlerken kulaklık mı takar?” gibi komşuluk kavramı üzerine sorular sorarak oluşturdular. Teması kısaca “İyi bir komşu” olarak belirlenen bienalde ev, komşu, mahalle kavramlarının farklı bir açılardan ele alınacak ve farklı coğrafya ve zaman dilimlerinden hikayeler sanatçılar aracılığıyla aktarılacak.

12 Eylül sabahı Özel Saint Benoit Fransız Lisesi’nde açılışı, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç’un konuşmaları ile yapılan bienal basın toplantısında çağdaş sanat dilinin, sanata teşvik etmenin kentimiz ve ülkemiz için önemini vurgularken gelecek yıllarda da işbirliklerinin güçlenip devam edeceğinin altını çizdiler. Sonrasında İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer’in moderasyonunda gerçekleştirilen söyleşide küratörler Elmgreen & Dragset ve bienalin kamusal program koordinatörü Zeyno Pekünlü’den bienaldeki sanatçılar, eserler, mekanlar, kamusal programlar ve yayınlar hakkında bilgiler aktarıldı.

Bienal kapsamında 32 ülkeden 56 sanatçının iyi bir komşuyu anlattığı 150 eser sergilenecek.  Sergi noktaları Galata Rum Özel İlköğretim Okulu, İstanbul Modern, Pera Müzesi, ARK Kültür, Yoğunluk Sanatçı Atölyesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamı olarak belirlenen mekanların en önemli özelliklerinden biri de komşuluk temasını da göz önünde bulundurarak birbirlerine yakın bölgelerde seçilmiş olması. Küratörlerin de yürüyerek bir sergi rotası kaleme aldığı bienal boyunca Karaköy, Tophane, Şişhane hattında uzun süre vakit geçireceğiz gibi görünüyor.

15.İstanbul Bienali’nin dikkat çeken bir diğer bölümü ise kamusal programlardan oluşuyor. Sanatçı Zeyno Pekünlü’nün koordinatörlüğünü üstlendiği program kapsamında sempozyumlar, sohbetler, paneller, tasarım, yemek ve müzik atölyeleri düzenlenecek. Ücretsiz olarak katılabileceğiniz etkinlikler ile ilgili tarih ve içerik detaylarını http://15b.iksv.org/kamusalprogram sayfasından inceleyebilirsiniz.

16 Eylül’de başlayacak ve 12 Kasım’da sona erecek olan bienaldeki tüm mekanları ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Sergileri ziyaret etmeden önce bienal alışkanlarınızı takip edebilmek ve etkinlikler hakkında bilgi alabilmeniz için bir ziyaretçi kayıt sistemi uygulanacak. http://15bziyaret.iksv.org adresinden form doldurarak veya bienal mekanlarında bulunan kayıt masalarına başvurarak alacağınız kişiye özel QR kodlar tüm mekanlarda geçerli olacak. Mekanların açılış kapanış saatlerine ve açık olduğu günlere ziyaretten önce göz atmanızı da tavsiye ederiz.

“İyi bir komşu” bize komşuluk, aidiyet, kök salmak gibi değerleri hatırlatırken bu kavramların şehir ve zamanla ilişkisini de sorgulatacak. Yepyeni kültür ve sanat sezonuna böyle güzel bir temayla ve heyecanla merhaba demeye hazırsanız, sonbahar boyunca 15. İstanbul Bienali’ni ziyaret etmeyi ve mekanların bulunduğu nostaljik semtleri komşuluk kavramı çerçevesinde keşfetmeyi “Denemen Lazım” diyoruz.

Yazı: Deniz Özdağ  – Fotoğraflar: Sena Turan

 

Galata Rum Okulu

Okulun giriş katında Pedro Gómez-Egaña’nın Domain of Things/ Eşyaların Etki Alanı isimli işi karşılıyor sizi. Sanatçı, temsili bir yaşam alanını, içindeki eşyalarla beraber belirli adalara ayırarak, kullandığı materyaller ile bu adaları da göz hizası üzerine çıkarmış. Esere performansçılar da eşlik ediyor. Evi yeniden kurup, parçalıyorlar…

İkinci katta Olaf Metzel’in “Toplama Merkezi” ‘nin soğuk dünyası ile tanışıyorsunuz. Berlin doğumlu sanatçı, eseriyle içeride olmak – dışarıdan bakmak kavramlarına yoğunlaşmış. Parmaklıklı kapının ve arkasındaki soğuk dünyanın tedirgin edici hali nedeniyle içine girip girmemek yine de size kalmış.

Aynı katta Bilal Yılmaz’ın Dity Box/ Kirli Kutu isimli karışık medya enstelasyonu da mevcut. İstanbul’un hikayelerini bize en güzel dilde anlatmış. Şehir hayatında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bazı meslekleri, marangoz, demirci, ağaç tornacısı, fotoğraflarla belgeliyor. Sanatçı; kentsel dönüşüm, endüstri dünyasının artan tüketimi yüzünden zanaatın ve yaratma gücünün tarihteki önemi ve varlığının karanlıkta kaybolduğunu anlatıyor.

Altkültürlerin hızla gelişmekte olan dünyasını, bu kültürlerin yeraltındaki yaşamlarını oda oda gösteren Jonah Freeman & Justin Lowe ikilisinin işi Scenario in the Shade/ Gölgede Senaryo’ya vardığınızda yepyeni bir dünyaya adım atacaksınız.

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda Heba Y. Amin’nin göç yolunda araştırma için kullanılan bir martının casus sanılıp tutuklanması hikayesiyle harmanladığı politik, gerginlik anlarında görülen saçmalığı anlattığı filme de bayıldım. Bir de trolleme hikayesi varmış, efsane! Bilgilerde yazmayan, eserde de gözlemleyemediğiniz mini notlar için rehberli gezmeyi ihmal etmeyin derim.

Benim için en etkileyici ve sarsıcı olan; Erkan Özgen’in Harikalar Diyarı videosuydu. Kuzey Suriye’de Işid tarafından kuşatılan #Kobani kentinden kaçan işitme ve konuşma engelli Muhammed’in travmatik deneyimlerini anlattığı video aslında travmanın anlatılmazlığı üzerine baya bir düşündürdü.

Ara katlarda ise, Ali Taptık’ın Friends and Strangers/ Dostlar ve Yabancılar serisi fotoğrafları mevcut.  İstanbul’da yaşayan üç karakter üzerine kurduğu hikaye, beklenmedik şekillerde yolları kesişen İstanbulluları anlatıyor.

Çatı katında, Leander Schönweger’in Our Family Lost/ Ailemiz Kayboldu işini göreceksiniz. Klostrofobiniz varsa içeri girerken zorlanabilirsiniz.

Bienali gezmek bu sene de ücretsiz, rehberli gezmeyi mutlaka değerlendirin. Nicholas Logsdail; “Müzeler bir nevi hayvanat bahçesi, bienaller ise daha çok safariye çıkmak gibidir. Yolda  bir aslan görmek için çıkarsınız ama bütün gün düzinelerce fil görürsünüz.” demiş. O nedenle yaşasın filler, yaşasın şehirde #bienal zamanı! 💪🏽

Yazı ve Fotoğraflar: Yağmur Çoban